sesli düşünmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sesli düşünmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Aralık 4

Murathan Falı

*Her gece kitaptan bir şiir.Çoğu zaman seninle paylaşılan bazen içimde kalan...



Kuzey yıldızım benim
aşka izin ver
izin ver, olmanın yokluğuna
kalbimin yenilenmiş yerleriyle
seveyim kehaneti gecikmiş geleceğini
büyütür gibi kendimi sendeki aşkla
şans tanı ikimizden yapılma
zaman tutulmuş fırtınaya
oyunları mümkün kıl
fal ve mucize tanı
ucu açık imkânların çoğalmış kollarına
yoluna çıktığının kaderine sahip çık
değiştirme beni hileli geleceğin pişmanlığıyla
kıvamını yeni bulmuş bir uçurumun ağzında
tanımlanmış bir yama gibi
ayrıntılar çıplak kanıtlar zalim
ah yine zaman duruyor
parçalanmış atlaslar gibi aramızda
gözümdeki açık rüya kapanmıyor
tenine dokunmadıkça
kanına karışmadıkça kanım
çıkamam sendeki rüyadan
kendi yoluma
yaradılışı görmüş meleklerin kanatlarındaki kamaşma
kalbimi ışıtıyor sonsuzlukla yıkanmış ışığın hâlâ
aşıkken insan yıldız gibi bağlanıyor tüm bir yaradılışa
kuzey yıldızım benim

kadim topraktayım, uygarlıklar kadar usul ve eski,
kehanetim ol, yanıma in artık
kendin gelmesen de
eski bir şiirin göğünden
ışığın vuruyor buraya
sen misin, değil misin bilemem
bildiğim yolumda bekliyor
yaşla tartılmayacak kadar zamansız
hiç ümit kesmediğim o büyük karşılaşma
kuzey ya da doğu
kim bilebilir, kaderimizin yönünü
hayat tayini mümkünsüz bir zamanlama
ben buradayım, kollarım ve kalbim burada
benden daha uzun yaşayacak olan şiirimin
göğünde yıldızlar ışısın diye
benden sonra...
kuzey ya da doğu, aşk ya da bilmediğimiz
ama peşrevinde muallakta kaldığımız muamma …
Murathan Mungan

Pazar, Aralık 2

Aşk Çıplak Gezer...

Bir orospuyu azize yapar aşk ve bir azizeyi orospu.
İnsanların kat kat sarındıkları, her bir katın diğerini gözlerden sakladığı, birbirine benzemeyen ve rengarenk tüller gibi o anda ruhlarında esen rüzgara göre yer ve renk değiştiren kimliklerinin en üstte kalanını görürüz biz ve aşk, keskin ve ışıltılı bir bıçak gibi bütün o tülleri parçalayarak en derine iner, inci avcılarının ustalığıyla, o derinlerde istiridyeler gibi kendi üstlerine kilitlenmiş gizli kutuların kapaklarını açar, uçarı bir çapkınken sevecen bir adam, oynak bir kadından sadık bir eş, ürkek bir genç kızdan tutkulu bir yosma çıkartır ortaya.
Ve aşk çıplak gezer.
İnsanlar nedense en çok kendi derinliklerinde gizli olandan korkarlar, ama merak da ederler korktukları şeyi, merakla korku birbirine karışır., kendi içlerine doğru bir adım atıp sonra geri çekilirler. Hem derinliklerindekini gizlemek için tüllerine sarınırlar hem de tüllerini parçalayacak bir çıplak ararlar.
Sevmeden sevilmeyi istemelerinin asıl nedeni budur, sanırlar ki sevmeden sevilirlerse eğer, tülleri parçalanmadan derinliklerde saklı olanlar gözükür onlara, kimseye göstermeden kendileri görebilirler orada olanları ve böyle düşünenler hep yanılırlar.
Aşk çıplak gezer çünkü ve bir bıçak gibi parçalar tülleri ve aşka dokunmak için soyunmak gerekir.
'Beni bırakma' diye inlemek, orospunun içindeki sadakati, azizenin içindeki oynaklığı ortaya çıkarmak, çapkının sevecenliğini, cesurun korkusunu, yiğidin telaşını, akıllının şaşkınlığını, güçlünün zaafını ele vermek gerekir, görünmeyenin görünür olmasına, dokunulmayanın dokunulur kılınmasına ihtiyaç vardır.
Ve insanlar en çok kendi derinliklerinde gizli olanlardan korkarlar ve en çok korktukları şeyi merak ederler.
Bilmeseler de hissederler ki haz en derinde olanın, gizlenenin hemen yanındadır ve acı hazzın yanında durur, en acıyacak yerdir o en derinde duran ve aşk bir bıçak gibi dokunur oraya ve hazdan acıyı, acıdan hazzı yalnız aşk yaratır.
Bir orospuyu azize yapar aşk ve bir azizeyi orospu.
O kat kat tüllerin altında neler gizli, tüllerin sahibi bile bilmez ve hep görmek ister görmekten korktuğunu.
Aşktan kaçarak aşkı yakalamak ister herkes ve herkes yakalamaktan korkarak aşkı kovalar.
Ve aşk çıplak gezer ve aşka dokunmak için soyunmak, cesareti, gücü, orospuluğu, aklı, bilgiçliği, tecrübeyi, yiğitliği, oynaklığı birer birer atmak gerekir.
Aşka dokunan herkes yangına dokunmuş gibi dehşetle çeker elini önce, parçalanan tüllerinin ruhunu darmadağın eden depreminden kaçmaya uğraşır, hastalanmış bir çocuk gibi tüllerine sarınmaya çabalar, inkar eder her şeyi, 'bu sadık kadın ben değilim' der, 'bu ağlayan erkek ben olamam' ve aşka dokunan herkes kaçmaya uğraşırken bağlanır aşka, en derinindekine usulca alışır sonunda, sever kendi içindekini aynı aşık olduğunu sevdiğini gibi.
Aşk, kendisine olduğu kadar kendi derinindekine de bağlar insanı, bir başkasına aşık olduğun sürece kendine de aşık olursun, kendi çıplaklığına da tutkunsundur artık, kendi çıplaklığını da seversin bir başkasını severken.
Sonra çıplak yerinin acıdığını hissedersin, özlemin sarsıntısını, kıskanmanın kavuruculuğunu, tüllerine sarınmışken duyduğun özlemlere ve kıskançlıklara hiç benzemeyen yeni duygular olarak yaşarsın.
Ve aldığın hazzın başka hiç bir hazza benzemediğini keşfedersin.
Aşk çıplak gezer.
Aşka dokunmak için soyunmak, bütün tüllerinin parçalanmasına razı olmak gerekir.
Görmekten en çok korktuğunu, en derinindekini görürsün.
Ve aşık olduğunda, bir başkasını sevdiğin kadar seversin kendini.
Hazla ve acıyla kavrulmayı öğrenirsin.
Ve aşıkken çırılçıplak gezersin.
Yalnızca aşıkken kendini çırılçıplak görürsün, gördüğünden korkup gördüğünü severek.
Bir orospuyken bir azize, bir azizeyken bir orospu olursun ve ancak aşıkken anlarsın arada bir fark olmadığını.

Ahmet Altan

İçin...

Fotoğrafım
İzmirli... Atatürkçü.... Kafası hep karışık... Bunlargillerden... Anarşit... Akdenizli olmaktan gurur duyuyor .... Akdenizli olmak hayata karşı bir duruştur sanırım. Akdenizli olmak ; kanının deli akmasıdır, bağıra çağıra konuşmaktır, kalabalık aile sofralarıdır, kapı gıcırtısına oynamaktır, şarkılara ayakla ritm tutmaktır, zeytindir,zeytinyağıdır, teninin güneş yanığı rengini yıl boyu korumasıdır, güzel kızlardır, yakışıklı erkeklerdir, damak zevkidir, daha ötesi hayat zevkidir... Yani Akdenizli olmak bir ülkenin ötesinde bir iç denizin çevresinde yaşayan tüm insanların o deniz gibi rengarenk,kah huzurlu,kah deli dolu olmasıdır.Bir ülkeye değil bir denize kendini ait hissetmektir.

deviantart

Powered By Blogger